|
sofi
|
 |
« : Mayıs 08, 2007, 01:45:13 ÖÖ » |
|
Zihin Perdesi:
........ Tanrı merkezli dinsel anlayış şudur: "Biz sadece emirleri uygularız gerisini düşünmeyiz. Neyin ne olduğunu O bilir!. Bizim gerisini bilmemize gerek yoktur. Gerek olsaydı onu da bildirirdi. Bize düşen sadece emirlere uyup emredilen ibadetlerimizi yapmaktır. Gerisini sorgulayıp hikmetini ve nedenini araştırmak; tefekkür etmek, diğer konularda fikir sahibi olmak bizim işimiz değildir..." "Biz öleceğiz ve kıyamette dirilince her şey meydana çıkacak" zannı da işte bu tanrı merkezli dinsel kabulün bir getirisidir!. Madde dünyası gerçeklerine göre oluşturulmuş bu tür materyalist dinsel anlayışlar ötesindeki, "Allah Rasulü ve son Nebi'si Muhammed aleyhisselâm merkezli DİN anlayışı"na gelince... Bütün Hakikat ehli tasavvuf önderlerinin anlayışı olan bu anlayışa göre... (Ki Hacı Bektaş Velîden İmam Gazâliye, Abdulkadir Geylaniden, kendisine "kibirli görünüyorsunuz" diyen kişiye "Bu kibir değil Kibriyâdır" cevabını veren Şah Bahaeddin Nakşıbendi'ye ve isimlerini sayamayacağımız kadar çok ustaya göre...) "Hanif" kökenli Muhammed aleyhisselam, tanrı ve tanrılık kavramının asla söz konusu olmadığını idrak etmiş bir kişi olarak putperest kavmi içinde yaşarken, nihâyet 39 yaşında "Tanrı ve tanrılık kavramı yoktur yalnızca ismi "Allah" olan vardır" (La ilâhe illa-Allah) gerçeğini çeşitli tanrılara tapınan putperest topluma ilan etti. Burada en öncelikli konu, ismi "ALLAH" olanın ne olduğunu fark etmektir. İsmi "ALLAH" olan, bu konu eğer iyi irdelenirse, görülecektir ki idrak edilesi ötelerdeki bir tanrı olmayıp, her birimin ve şeyin derinindeki, cevherinde bir kuvvet ve kudrettir.
Her şey ve bireysel kendi dışına çevresine yönelerek değil, kendi özüne ve derinine yönelerek o kuvvete ve kudrete ulaşır ve ulaşabilirse de O varlık indinde birimsel "yok"luğunu fark eder!. "Var olan yalnızca ALLAH imiş" der bir olarak!... Bu anlayışta, göklerden insana inen melekler değil, insanın özünden, derininden bilincine etki eden kuvvetler, ilim söz konusudur. Beyin daima kendi veri tabanına ulaşanları ve veri tabanından açığa çıkanları —Musavvir ismi sonucu— suretlendirerek bilinçte açığa çıkardığı için, beyinler melekleri suretler şeklinde görür. Allah Rasulü, ismi Allah olanın derinindeki hakikatinin dillendirmesini gerçekleştirendir. O hakikatin ilim sıfatının, vahiy yollu açığa çıkışı olayıdır. Olay Batın'dan zahire doğrudur; gökten yeryüzündeki ete ve kemik bedene doğru değildir. O Hakikatin ilmi, "sünnetullah" denilen ismi "ALLAH" olanın evren içre evrenlerde değişmez yasalarını "OKU"maya ve insanlara kendilerine gerekli olduğu kadarıyla bu yasalara uygun olarak yapılması gerekli olanları bildirmeye yönelik ise, buna da "nübüvvet" deniliyor. Zatı itibariyle "mutlak GAYB" (kesinlikle bilinemez) olan "ALLAH", bizim tarafımızdan, ancak, Allah Rasulünün bildirdiği kadarıyla ve O'nun bildirdikleri kapsamında bilinebilir. Biz kafamızda kendi hevâ ve hayâlimize göre bir tanrı tasavvur etmeyip; Allah Rasûlü'nün bize bildirdiği (Kur'ân ve Hadîslerle) kapsamında tefekkür ederek ismi "ALLAH" olanı anlamaya çalışırız ve sonuçta ortaya çıkanı da asla kayıtlamayız bildiklerimiz kadarıyla!. Rasûlullah merkezli anlayışta, "Din" boyutsallık içeren evren içre evrenlerdeki (âlemlerdeki) sistem ve düzenin adıdır!. Tüm evren içre evrenler ve içindekiler kendilerini yaratan TEK ilim ve kudretin eseri ve esiri olarak (mutlak teslimiyet içinde) varlıklarını sürdürdükleri için de sistemin adı "İSLAM"dır!. "Allah indinde Din İslam'dır" vurgulaması bu gerçeği anlatır. Bu sebeple, Rasulullah merkezli anlayış, islam dinidir; tanrıya dayalı inanış biçimleri ise sadece "dinsel anlayışlar"dır. Rasulullah merkezli anlayışta işin ikinci en önemli yanı, insanın "kurtuluşu" konusudur. Tüm birimler ve zerrelerin, holografik gerçeklik açıklamasındaki üzere, "Zerre küllün aynasıdır" hadisince; ismi "ALLAH" olanın bildirilen sıfat ve esmasının yansıtıcısı olarak açığa çıkmalarıdır. Bu olayı anlamanın yolu, tekten çoğa (tümden birime) şeklinde düşünebilmekten geçer. Eğer bu idrâk edilirse fark edilecektir ki, "ALLAH" ismine ait olarak bildirilen sıfat ve esma, her insanda olduğu gibi bunların açığa çıkışındaki bir mertebe-boyut hükmünde olan melekler dahi insanın özünden, veri tabanından bilincine doğru açığa çıkan varlıklardır... Sırasıyla Aliym, Mumit ve Hasiyb isimlerinden açığa çıkan kuvveler olan Cebrail de böyledir, Azrail (dönüştüren) de; Münkir - Nekir (muhasebe yapan) de!. Rasulullah merkezli DİN anlayışında cansız ve bilinçsiz varlık yoktur!. Çünkü her birim, ismi "ALLAH" olanın esmâsının özellikleriyle vardır. İnsan, yeryüzünde var olan canlılar içinde "acıma ve merhamet" duygusuna ve dahi "Allah"ın muhteşem "sünnetullah"ını seyir kapasitesine sahip olan tek varlıktır!. Bunun için de eşref-i mahluktur!. "Merhamet etmeyene merhamet edilmez"!. Haşerat için: "Her zarar vericiyi öldürün!" şeklindeki Allah Rasûlü uyarılarını çok iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir. Rasulullah merkezli DİN anlayışında başkasının yaşama hakkına saygı duyan her insan yaşama hakkına sahiptir!. Rasulullah merkezli DİN anlayışında, her birim yaratan tarafından, Rabbi (özündeki esma mertebesi sonucu oluşan terkibi-bileşimi) tarafından hangi amaca dönük olarak yaratılmışsa, ona o kolaylaşır ve o da yaratılış amacını kolaylıkla gerçekleştirir. Resulullah merkezli din anlayışının sonucudur ki yapılan ibadetler ve çalışmalar, zikir, salat (dua-namaz), oruç vs., borç değil, bir tanrıyı mutlu kılmak için değil; kişinin kendi özüne bahşedilmiş Rabbanî yetenek ve özelliklerin açığa çıkartılması içindir... "Allah rızası" diye bahsedilen şey, kişinin hakikatinin kemalatına uygunluktur. O kemalata uygun davranış sonucunda, kişide o hakikatin kemalatının bir özelliğinin açığa çıkması sonucunu doğurur otomatik olarak!. "İnsan için kendi çalışmasının sonuçlarından başka bir şey asla söz konusu değildir" anlamındaki ayet düşünen beyinler (zihnii tutukluluk yapmayanlar) için olayın ne olduğu hakkında yeterince açık bir uyarıdır!. Kısacası, "tanrı merkezli din anlayışı", ötelerdeki bir tanrıya yönelen toplulukların yaşam biçimidir... "Allah Rasulü Muhammed aleyhisselam merkezli din anlayışı" ise, Rasulullah'ın açıkladığı "ALLAH"a imandan yola çıkıp, kendi özündeki ilahi mertebelere ve o mertebelerdeki (boyutlardaki) yetenek ve erişimi keşfe yönelmek tüm bunlar "insan"lar için olmalı.
Akıldan bir düşünce seçelim; bu düşünde ''kendini bilme' olsun ve kendini bilmek ise bu -bizim- aklımızla zihnimizi tanıyabileceğimizi, kendimizi tanıyabileceğimizi kısacası akılla kendimizi bileceğimizi idrak edemiyorsak kendinimizi bilme düşüncesini ortaya koyamıyorsak bu düşünce yok demektir. Bizi bilecek bir Tanrı bu yüzden olamıyacak. Nebii olamayacaktır. Kendini bilme düşüncesini etrafımıza yaymıyorsak kainata da yaymıyoruz demektir.
|